Hiçbir anne- baba istemez minicik bebeğinin canı yansın,
acısın. Hatta beni doğumu izleyen ilk günlerde depresyona sokan tek sebepti bu
minik meleği koruyamama kaygısı. Öyle küçüktü ki elleri dokunsam kırılacak
gibi. Bakışlarımla eritecekmişim gibi minicik bedenini. Ama hayat da her şey
var. İyi-kötü, güzel-çirkin veeee sağlık- hastalık… Kötüyü yaşamadan iyinin
kıymetini bilmiyoruz, bilemiyoruz ne yazık ki.
Tam 6 ay kadar gaz problemlerimiz dışında bir hastalık
yaşamadık. Gaz en büyük problemimizdi. O ayrıca bir konu. Detaylarıyla anlatmak
gerek. Ama çok şükür o kadar zaman başka bir hastalığımız olmadı. Sonrasında
soğuk algınlığı belirtileri gibi başlayan öncesinde çok önemsemediğimiz ama
sonrasında öksürük ve hırıltıyla birlikte artan şikâyetlerimiz oldu. Doktoruna
hemen başvurduk. Doktoru bronşiolit olduğunu söyledi. Öncesinde söyleyeyim çok
ağlak bir anneyim ben. Hemen gözler damlaları birer birer akıtmaya başladı
kalbime doğru. Doktorum korkulacak bir şey olmadığını söyledi ama dikkat
edilmezse eğer zatürree ya da bronşite dönüştürebilir dedi. Tabii bu bana yettiL
Tam 1 hafta boyunca sekrol ve ventolin verdik bebeğime.
Sonra tekrar kontroller… Ve tekrar ventolin, sekrol. Uzun kullandığımızı
hatırlıyorum bu ilaçları. Ancak hastalık belirtilerimiz devam ediyordu.
Doktorumuz bronşiolitin belirtilerinin 3 hafta kadar devam edeceğini
söylemişti. Ama durmuyordu işte içimdeki korku. Medipol’de Ömer beye götürdük.
O da bebekte bir şey olmadığını, ancak belirtilerin uzun süre devam edeceğini
söylemişti. Ancak belirtiler 2 ay kadar sürdü. Takmayayım diyordum, geçer
diyordum ancak geçmek bilmiyordu bu belirtiler. Neredeyse bütün hastaneleri
bütün doktorları gezdik. Ciğer filmi bile çektirdik. Biraz bulutlu çıktı. Bir
doktor önemsedi, bir diğeri önemsemedi. Zaten anlamışsınızdır. Kendi
doktorumuza güvenmeyip başka doktorlarda çare aramaya başlamıştık. Ciğer
filmindeki hafif sisten dolayı bir doktoru kortizonlu iğneler bile vermişti. Hatta
bazı doktorlar alerjik astım bile dedi ve hatta astım ilaçları bile verdi. Çok
şükür ki her verilen ilacı, iğneyi kullanmadık. Biraz da eşim sayesinde
diyebilirim her ilacı kullanmayışımızı. Baktık ki bu hastalık belirtileri 2
aydır sürüyor ve akabinde de ishal, iştahsızlık ve ciddi bir ateş baş gösterdi
ve böylece anlamış olduk 2 aydır hastalık ararken asıl hastalığın bizi anca
bulduğunu. Biz çağırmıştık hastalığı. Geldi de… Bizi bizden aldı, götürdü,
perişan etti… Neyse ki çok şükür geçti.
Şimdi söyleyebilirim ki ilk doktorumuz en iyisiydi. Geri
döndük ve bir daha asla doktor değiştirmeyeceğimizi anladım o hastalıkla. Yine
o tedavi etti bizi. İğne vermedi. Antibiyotik vermedi. Biraz hava ve balgam
inceltici bir ilaçla biz hastalığımızı atlattık daha kötüsü olmadan. Doktor
değiştirmek en kötü karardı. Emin olduğunuz bir doktor bulduktan sonra ona
güvenin sadece ve ne derse uygulayın. Sonra alışveriş merkezlerinden, kapalı ve
kalabalık yerlerden uzak durun, evinizi havalandırın bolca, bebeğinizin çok sık
öpülmesine izin vermeyin. Ek gıdaya geçince ıhlamur, limon, c vitaminli
meyveler, tavuk suyu çorbaları… Tabii nihayetinde bebeğiniz hastaysa siz
anlıyorsunuz, hissediyorsunuz. Çok geçmeden ne olursa olsun doktoruyla iletişim
kurmakta fayda var.
Merak edenler için söyleyeyim. Özel Göztepe hastanesinde
Afşin diye bir doktor var. Manyak bir
adam. Çok hastası var özel olmasına
rağmen. Ancak kendinden çok emin. Ne yapacağını çok iyi biliyor ve günün her
saati kendisine ulaşabiliyorsunuz. Biz memnunuz. Umarım ihtiyaç olmaz ama
hastalık olacak. Olması da lazım. Koruyamazsınız tamamıyla. Fanus içine
alamazsınız. Dikkat etmekte fayda var.
Sağlıklı günler dilerim hepinize…