22 Ocak 2015 Perşembe

Hastalık Başa Bela:)))


Hiçbir anne- baba istemez minicik bebeğinin canı yansın, acısın. Hatta beni doğumu izleyen ilk günlerde depresyona sokan tek sebepti bu minik meleği koruyamama kaygısı. Öyle küçüktü ki elleri dokunsam kırılacak gibi. Bakışlarımla eritecekmişim gibi minicik bedenini. Ama hayat da her şey var. İyi-kötü, güzel-çirkin veeee sağlık- hastalık… Kötüyü yaşamadan iyinin kıymetini bilmiyoruz, bilemiyoruz ne yazık ki.
Tam 6 ay kadar gaz problemlerimiz dışında bir hastalık yaşamadık. Gaz en büyük problemimizdi. O ayrıca bir konu. Detaylarıyla anlatmak gerek. Ama çok şükür o kadar zaman başka bir hastalığımız olmadı. Sonrasında soğuk algınlığı belirtileri gibi başlayan öncesinde çok önemsemediğimiz ama sonrasında öksürük ve hırıltıyla birlikte artan şikâyetlerimiz oldu. Doktoruna hemen başvurduk. Doktoru bronşiolit olduğunu söyledi. Öncesinde söyleyeyim çok ağlak bir anneyim ben. Hemen gözler damlaları birer birer akıtmaya başladı kalbime doğru. Doktorum korkulacak bir şey olmadığını söyledi ama dikkat edilmezse eğer zatürree ya da bronşite dönüştürebilir dedi. Tabii bu bana yettiL
Tam 1 hafta boyunca sekrol ve ventolin verdik bebeğime. Sonra tekrar kontroller… Ve tekrar ventolin, sekrol. Uzun kullandığımızı hatırlıyorum bu ilaçları. Ancak hastalık belirtilerimiz devam ediyordu. Doktorumuz bronşiolitin belirtilerinin 3 hafta kadar devam edeceğini söylemişti. Ama durmuyordu işte içimdeki korku. Medipol’de Ömer beye götürdük. O da bebekte bir şey olmadığını, ancak belirtilerin uzun süre devam edeceğini söylemişti. Ancak belirtiler 2 ay kadar sürdü. Takmayayım diyordum, geçer diyordum ancak geçmek bilmiyordu bu belirtiler. Neredeyse bütün hastaneleri bütün doktorları gezdik. Ciğer filmi bile çektirdik. Biraz bulutlu çıktı. Bir doktor önemsedi, bir diğeri önemsemedi. Zaten anlamışsınızdır. Kendi doktorumuza güvenmeyip başka doktorlarda çare aramaya başlamıştık. Ciğer filmindeki hafif sisten dolayı bir doktoru kortizonlu iğneler bile vermişti. Hatta bazı doktorlar alerjik astım bile dedi ve hatta astım ilaçları bile verdi. Çok şükür ki her verilen ilacı, iğneyi kullanmadık. Biraz da eşim sayesinde diyebilirim her ilacı kullanmayışımızı. Baktık ki bu hastalık belirtileri 2 aydır sürüyor ve akabinde de ishal, iştahsızlık ve ciddi bir ateş baş gösterdi ve böylece anlamış olduk 2 aydır hastalık ararken asıl hastalığın bizi anca bulduğunu. Biz çağırmıştık hastalığı. Geldi de… Bizi bizden aldı, götürdü, perişan etti… Neyse ki çok şükür geçti.
Şimdi söyleyebilirim ki ilk doktorumuz en iyisiydi. Geri döndük ve bir daha asla doktor değiştirmeyeceğimizi anladım o hastalıkla. Yine o tedavi etti bizi. İğne vermedi. Antibiyotik vermedi. Biraz hava ve balgam inceltici bir ilaçla biz hastalığımızı atlattık daha kötüsü olmadan. Doktor değiştirmek en kötü karardı. Emin olduğunuz bir doktor bulduktan sonra ona güvenin sadece ve ne derse uygulayın. Sonra alışveriş merkezlerinden, kapalı ve kalabalık yerlerden uzak durun, evinizi havalandırın bolca, bebeğinizin çok sık öpülmesine izin vermeyin. Ek gıdaya geçince ıhlamur, limon, c vitaminli meyveler, tavuk suyu çorbaları… Tabii nihayetinde bebeğiniz hastaysa siz anlıyorsunuz, hissediyorsunuz. Çok geçmeden ne olursa olsun doktoruyla iletişim kurmakta fayda var.
Merak edenler için söyleyeyim. Özel Göztepe hastanesinde Afşin diye bir doktor var. Manyak  bir adam.  Çok hastası var özel olmasına rağmen. Ancak kendinden çok emin. Ne yapacağını çok iyi biliyor ve günün her saati kendisine ulaşabiliyorsunuz. Biz memnunuz. Umarım ihtiyaç olmaz ama hastalık olacak. Olması da lazım. Koruyamazsınız tamamıyla. Fanus içine alamazsınız. Dikkat etmekte fayda var.

Sağlıklı günler dilerim hepinize…

Yağdır Mevla’m SÜT:)))


Emzirmek harika bir duygu hele bir de sütünüz geliyorsa. Bebeğinizi huzurlu, sağlıklı ve bol sütlü emzirmenin keyfi paha biçilmez. Tabii ben bunu çok çok sonra yaşayabildim.
6 mart 2014’te hastane odasında bebeğimi kucağıma alınca o ilk bağımızı kurmak üzereyken sütümün gelmediğini hissettim. O çaresizlik hissini kelimelere dökmek çok zor. Ve o saatten itibaren sütü arttırmanın bütün yollarını denedim diyebilirim. Duygulardan bahsedecek olursam inanın sayfalar yetmez. Ben lafı uzatmadan etkili olduğunu tecrübe ettiğim yolları tek tek anlatayım.
İlk olarak dereotu mucizesinden bahsetmek isterim. Ben sütsüzlükL  ve çaresizlik içindeyken ablam Funda, bana dereotuyla geldi. Yediğim zaman sütümün olacağını söyledi. Bir iki demet yedim. Çaresizlik içinde yedim ya tutarsa ihtimaliyle. Birkaç saat içinde vücudumda bir ıslaklık. O an tarif edilemez. Sütüm gelmişti. Ve dereotu uzun zaman boyunca her günümün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Hala severek yerim.
Sonrasında lohusalığınızın ilk günlerinde bol komposto ve şerbet içirirler. Pek bir işe yaradığını söyleyemem. Ama bol sıvı almak çok önemli. Yani siz marifet şekerde sanırsınız ama su zaten aynı görevi yerine getirecektir. Bol sıvı süt yapımının bir numaralı ilacı.
Sütüm zaman zaman azaldı. Zaman zaman arttı. Azaldığı zamanlarda bira mayası tabletleri satılıyor GNC marketlerinde. Doktoruma danışarak tabletlerden günde 8-10 adet alıyordum. Hiçbir zararını görmedim ben ama doktoruma danışmadan kullanmadım. Her şey onun kontrolü altındaydı. Zaten TV de bir kanalda Canan KARATAY da bira mayasının bol süt yaptığından bahsettiğini duymuştum. İşe yaradı diyebilirim.
Tabii ki bitkisel karışımlardan da faydalandım. İçinde hatırladığım kadarıyla rezene, anason, ısırgan otu gibi bitkilerin olduğu bir karışım hazırlatıp her gün çay niyetine içtim. CEMRE isimli aktarlardan süt arttırıcı çay diye bu karışımı yaptırıp içebilirsiniz. Faydasını gördüm.
Bol tatlı ye dediler. Bir faydası yok. Çok susatıp su içirdiği için süt yaptığı sanılır ama keramet suda, tatlıda değil. Bulgur pilavı dediler çok susatır, keramet yine suda. Siz gelin bol kalori değil de bol sıvı alınJ
Sütünüz o veya bu şekilde geliyor. Her şeyden önemlisi kısmet. Bebeğiniz kısmeti kadar sütünüzden faydalanacak. Strese girmeyin. Ben girdim bir faydasını görmedim. Biline…
Ha bir de az daha unutuyordum. Bol bol emzirin. Benim küçük haydutumun çok emesi vardı. Biraz da ondan sütüm arttı. Faydasını gördümJ
Başta da dediğim gibi siz şu yukarda saydıklarımı yapın, sonra Yağdır Mevla’m süt diyerek zamana bırakın… O süt bebeğinizi doyuracakJ
Bol SÜTLÜ günler…


EMZİRMEK ZOR İŞ…


Hep derlerdi de inanmazdım… İnanmam; bebeğim doğduktan sonra 4 ayımı aldı. Emzirmek harika bir duyguymuş. Evet ama eğer benim gibi yaralarınız oluştuysa ve eğer acısına katlanamayıp mamaya sarıldıysanız ilk fırsatta, bu muhteşem duyguyu tadamayacaksınız ne yazık ki.
Ne yalan söyleyeyim benim de çok defa vazgeçme girişimlerim oldu. Doktorlara bile gittim sen emziremezsin çok yaran var demeleri için ama ne yazık ki hepsi anlaşmış gibi anne olmanın zor iş olduğunu ve yaralarıma rağmen emzirmem gerektiğini ve ancak emzirerek iyileşeceğini söylediler. Ne garip bir dünya… Emzirirken açılan yaralarım yine emzirerek geçecekmiş. Geçeceğine hiç inanmadım. Sürekli ağlayan, her emzirmeden önce karalar bağlayan ve yaraları yüzünden bebeğini bile kucağına alamayan bir anne olmuştum. Her seferinde pes ediyordum ve bebeğimle göz göze gelince yeni baştan başlıyordum mücadeleye. Çok zordu çokkkkk. Hatırlaması bile acılarımı tekrar yaşamama neden oluyor. Koca 4 ay boyunca da geçmedi. Geçiremedim.
Denemediğim yöntem kalmadı. Ayva çekirdeğinin suyu, e vitamini kapsüller, antibiyotikli kremler ve daha neler neler… ancak şunu gördüm ki eğer Lansinoh adlı markanın lanolin kremini düzenli kullanırsanız geçiyor. Sütünüzü sürmek nemlendiriyor ve pamuklu çamaşırlar rahatlatıyor. Almadığım, denemediğim ürün kalmadı. Göğüs kalkanlarından, silikon uçlara kadar bütün ürünler… Ama hiç gerek yokmuş onu da görmüş ve öğrenmiş oldum.
Şimdi baştan başlamak gerekirse emzirmeyi doğru şekliyle yapmak önemli ama göğüs ucu olmayanlar için silikon ucun başta kullanımı işi kolaylaştırıyor. Sonrasında lanolinin düzenli kullanımı çatlakların ve daha sonrasında ise yaraların oluşumunu engelliyor. Ve vazgeçmemek. Emzirmeyi asla bırakmamak lazım. Düşünsenize bebeğim uyurken geriliyordum, şimdi uyanacak ve emzirmek zorunda kalacağım diye. Bu his lohusalık depresyonumun en temel sebebidir.
Bugüne gelecek olursak; ilk ek gıdaya geçtiğimiz zaman 6 aylıktı. Ve yine o zamanlara rastlayan bir dönemde meme emme sıklığımızda bir azalma oldu. Yine ağladım. Bu seferki sebebim; bebeğimle 4 ay boyunca bıkmadan usanmadan yorulmadan kurduğum bağın bir anda dışarıdan aldığı besinler yüzünden kaybolacağı kaygısıydı. Anlık bir durumdu çok şükür ki… tavsiyem gidebildiği yere kadar emzirin. Her ne kadar bu duygunun ömür boyu sürmesini isteseniz de bir gün maalesef  bebeğimiz emmeyi bırakacak. Ve ben o gün yaşayacağım duyguları çok merak ediyorum.

Başta söyledim emzirmek zor iş ama sonunda eklemem gerek; yaşamınız boyunca yaşayacağınız en muhteşem his.  Yaşamanız dileğiyle.  Mutlu kalınJ

6 mart 2014'te bir anne doğdu...


Aslında annelik serüveni çok daha önce başladı bende. Daha benim küçük prensim karnıma düşer düşmez o bir fasulye taneciği kadarken hissettim ben anne olduğumu. Anladım önümde zorlu ama bir o kadar da harika bir yolculuk olduğunu. Hep derlerdi çok zor çocuk sahibi olmak ama eklerlerdi ardından paha biçilmez bir mucize olduğunu da…  Bu duyguyu yaşayan herkes bilir… Ve ekliyorum Allah isteyen herkese yaşatsın.
İlk olarak yediğine içtiğine dikkat ederek başlıyorsun annelik serüvenine. Sen ne yersen o da sebeplenecek diye aldığın kalorileri hesaba katmadan bebeğin için besleniyorsun artık. Meyveyle sebzeyle ilgisi, ilişkisi olmayan ben bir anda sağlıklı besinlerden bir kolaj yapıyorum soframda. Bir anda kendimi unutup oğlum için yaşamaya başlıyorum.
Öyle büyük bir sorumluluk ve öyle tarifsiz bir duygu ki daha yüzünü görmeden sevmeye başlıyorsun.
Onunla konuşuyorsun olur olmadık yerlerde… Hele ki ilk tekmesini yedin mi dünya senin oluyor. Babalar çok şanssız bence. Bu duygunun eşi benzeri yok.
Hamilelik sürecinde çok hastalandım. Mide bulantılarım çok oldu. Öyle zordu ki yemek kokularına tahammülüm yoktu. Yemek yemeyi bırak yapmak bile çok büyük bir işkence haline gelmişti. Doktorum 7 ay çekmiş mide bulantısını. Allahtan benimki 4 ay kadar sürdü. İlaç vermişti. Ama tavsiyem ilaç kullanmayın. Sabahları kalkar kalkmaz tuzlu kraker, beyaz leblebi birebir. En azından yatıştırıyor biraz. Ayrıca mide bulantılarınızı sevin. Çünkü onlar hamileliğinizin yolunda gittiği yönünde bir işaretmiş. Ben doktorumun yalancısıyım. Doktor demişken işte o husus önemli. Kendiniz olsanız her doktor olur ama iş bebeğinizin sağlığı olunca işte orda koşulsuz güven duymanız çok önemli. Bu konuda iç sesinize güvenin. Anneler hissederJ hastalıklar mide bulantısı ile kalmadı. O güne kadar dişlerinde en ufacık bir problemle karşılaşmayan ben birden çok sancılı diş problemleri yaşadım. Antibiyotik kullanmamı gerektirecek kadar. İşte o antibiyotiği içme aşaması çok zorluydu. İnternete girip baktığınızda bir sürü kirli bilgiyle dolduruyorsunuz kafanızı. Tavsiyem bakın ama çok dikkate almayın. Doktorunuza koşulsuz güvenin. Kullandım tabii ki mecburen. Enfeksiyonun yayılması bebeğimi tehlikeye sokabilirdi. Hamilelik süresince diş sancıları ara ara devam etti. Gebelik oluşmadan önce diş problemlerinizi mutlaka çözün… Yoksa benim gibi kıvranırsınız. Eğer bitti zannediyorsanız yanılıyorsunuzJ aralarda yaşadığım gripleri falan saymıyorum zaten. Hamileliğimin son dönemlerinde PUPP diye bir deri hastalığına yakalandım. Karnımın çevresi sanki itinayla çizilmiş bir harita gibiydi. Kızarmış et gibi görünüyordu. Kaşındıkça kaşındı. Kaşıdıkça kaşıdım. Geceleri gözüme uyku girmedi. Buzlarla soğuk kompres uyguladım. Yine de bana mısın demedi. Nemlendiriciler kullandım geçmedi. Sonunda soluğu doktorda aldım. Hamileliğin son dönemlerinde olabilecek bir hastalıkmış. Bebeğin doğumuyla birlikte geçecekmiş. Bir krem verdi. Onu da kullandım. Biraz rahatlattı. Ve dedikleri gibi doğum olur olmaz geçti. Korkulacak bir şey yokmuş…  Velhasıl o bu şu derken biraz hasta biraz iyi geçirdik hamilelik serüvenini. Bu kadar hastalığa rağmen sağlıklı bir oğlan dünyaya geldi. Hep derlerdi. Hamilelik hiçbir şey asıl zor olan bebek doğduktan sonra… İnanmazdım inandım bebek doğuncaJ

Sitemizin ismi ‘benim annem bir melek’. Evet, gerçekten benim annem bir melek. Ben annemin değerini bebeğimi daha kucağımı almamışken bilirdim. Ama bebeğim dünyaya geldikten sonra daha da iyi anladım. Hazır bezlerin olmadığı, doktora gitmenin bugünkü kadar da kolay olmadığı, sobalı evlerde evin ısısını ayarlamanın çok zor olduğu dönemlerde büyütmüş annelerimiz bizi. Şimdi bu bolluğun içinde işimiz aslında o kadar da zor değil. Ama melek bir anne olmanın başka yolları da var… zamanım oldukça sizin bebeğinizin de sizin için benim annem bir melek dedirtmenin sırlarını paylaşacağım. Bir sonraki yazıma kadar mutlu kalınJ

7 Aralık 2014 Pazar